Jaarverslag 1918—1919 der Javasche Bank de hanfeering van Indie's Financiën

In document TIJDSCHRIFT VAN DE VEREENIGING VOOR STUDIE VAN KOLONIAAL- (pagina 96-128)

Bir toplum var olan veya oluĢturduğu milli tarihini, tarihi Ģahsiyetlerini, vatanını, gelecek kuĢaklara aktarabildiği sürece kendi varlığını daim kılar. Aksi takdirde bir baĢka tarih içinde yok olmaya mahkûm olur. Bu tarih yazımı ise, olumlu ve yücelik belirtisi gösterir. Bu yönüyle tarih, kimlik inĢasında önemli bir güç olarak karĢımıza çıkar. Özellikle aktarılan milli tarih, toplumda milli ruh heyecanının ortaya çıkarılmasında muazzam bir etkiye sahiptir. Öyle ki Jîn Dergisi‟nin yazarlarından Halil Hayalî, kaleme aldığı yazıda Kürt tarihine değinmeden önce tarihin milli duyguları ortaya çıkarmasındaki ehemmiyetini Ģöyle ifade etmiĢtir (Hayalî, 1987: 3):

“Geçmiş, bir güç hazinesidir. Milli damarlarına oradan avuç avuç yaşam feyizleri akıtamayan halklar, milli mücadelelerde pek çabuk yorgunluğa uğrarlar. Onların mücadelelerinden elde edecekleri pay, tutsaklık zinciridir. Vay o toplumun haline ki geçmişinden uzaklaşmaya eğilim gösterir! Ataların yaptıkları, yüce hareketlerin

152 anlatılmasında ve oluşturulmasında, günümüz etmenlerinin pek çok üstünde bir kapsam ve etki düzeyine sahiptir. Geçmiş, tarihtir; milli tarihin olaylar hakkında torunların gözleri önüne uzattığı her satır, milletin geleceğine doğru atılmış birer şevk ve heyecan köprüsüdür. Ataların milli tarihin sayfalarını dolduran övgülerine ve yüce hareketlerine yönelik olmayan torunların yaşam yolunda alacakları sonuç, aşağılık varlıklarını, zamanın kendilerine hazırladığı yok olma çukuruna doğru titrek adımlarla sürüklemeye mahkûm olmaktan ibaret kalır.”

Yazarın vurgulamıĢ olduğu bu yok olma kaygısından dolayıdır ki, mezkûr dönemdeki Kürtçe dergi ve gazeteler pek çok sayılarında Kürt tarihine, tarihi Ģahsiyetlerine, mekânlarına dair yazılara olumlu anlamlar yükleyerek yer vermiĢlerdir.

Dolayısıyla; Osmanlı‟nın son dönemlerinde Kürtçe basınında entelijansiyanın ve siyasilerin, Kürt kimliğinin inĢasında köklerini kadim bir tarihe dayandırma inancında olmaları bize milliyetçilik kuramları içerisinde etno-sembolcü yaklaĢımının özelliğini gösterir. Daha önce değindiğimiz gibi Kürt kimliği inĢasını kadim bir tarihi sürece dayandırma görevini üstlenen Kurdistan Gazetesi 8. sayısında Kürtlerin, yaĢadıkları bölgenin tarihi hakkında hiçbir Ģey bilmediklerini, bu nedenle bundan sonra gazetede kısaca bölgenin tarihini ve Bedirhan Beyin atalarını yani Azizan tarihini yazacağını belirtmiĢtir. Bu minvalde gazete, “Cezire-i Ġbni Ömer”

olarak bilinen Cizre‟nin, peygamberden iki yüz sene önce Abdülaziz bin Ömer El-Bargamidi tarafından inĢa edildiğini, bu Ģehri Halid bin Velid soyundan gelen Botan aĢiretinden Süleyman Beyin 680‟de yönettiğinden bahsetmiĢtir. Sonrasında Bedirhan Bey, Botan beylerinin tarihini yazmaya baĢlamıĢtır. Ġlk olarak Botan devletinin kurucusu olan Halid Beyoğlu Süleyman Bey‟e değinmiĢtir. Daha sonra sırasıyla Abdülaziz Bey, Seyfeddin Bey, Mecduddin Bey, Ġsa Bey, Bedreddin Bey, Ebdal Bey ve Ġzzeddin Bey‟i anlatmıĢtır. Selefleri arasında Bedreddin Bey‟in yerinin daha bir görünür olduğunu çünkü onun hükümdarlığını bey, ağa, büyük ve küçük ayrımı yapmadan adaletle yönettiğinden bahsetmiĢtir. Ayrıca gazete, Ġzzeddin Bey‟in ise Timur Leng karĢısındaki politik zekâsını ve cesaretini, kendi âlimlerine karĢı ise Ģefkatini ve merhametini övmüĢtür (Bedirhan, 1991f: 7-9):

153

“Timur Bey Cizre ve Mardin‟i işgal etmek için pek çok askerini sınırlara gönderdi.

İzzeddin Bey, bu kadar çok askere karşı savaşmanın yıkım olacağını gördü. Timur Bey‟in karşısına çıktı. Timur Bey‟de bu durumdan memnun oldu… ve askerlerini geri çekti. Fakat İzzeddin Bey, Timur Bey divanına çıkarken yanında bir Şeyhi de götürür. Bu Şeyh döner dönmez Timur‟un kötü ve düşman olduğunu söyler. Bunu duyan Timur, Şeyh‟in elini bağlayıp kendisine gönderilmesini ister. Ancak İzzeddin Bey kendi Şeyh‟ini düşmanına teslim edecek kadar vicdansız değildi. Timur‟a kulak asmadı… Timur Bey ne kadar askeri varsa Kürdistan‟a gönderdi…”

Kurdistan Gazetesi 9. ve 11. sayılarında ise Ebdal Bey, Ġbrahim Bey, ġeref Bey, Bedreddin Bey, ġah Ali Bey, ġah Ali Bey oğlu Bedir Bey (Bedirhan, 1991p: 6-8), Mehmed Bey oğlu Mehmed Bey, Kek Mehmed Bey oğlu Aziz Bey ve Ebdal Bey oğlu Mehmed Bey‟i anlatmıĢtır (Bedirhan, 1991r: 9). Burada Bedir Bey‟in oldukça zeki ve adaletli birisi olduğu ifade edilmiĢtir. Gazetede ayrıca zamanın padiĢahı Sultan Süleyman‟ın Bağdat‟a ve diğer pek çok yere yaptığı seferlere Bedirhan Bey ve arkadaĢları askerleriyle katıldığı, bu seferlerde birçok yiğitlik/cesaret niĢanı aldıkları belirtilmiĢtir (Bedirhan, 1991p: 6-8).

Kurdistan Gazetesi 20. sayısında da Kürt topraklarından ve Kürtlerin ecdadından bahsederek hafızalarda olumlu bir imaj ile Kürt kimliğini yeniden Ģekillendirmeye çalıĢmıĢtır (Kurdistan, 1991ğ: 6-7):

“Askerimiz, milletimiz ömürleri cihad yaparak geçti. Vatanlarını, evlatlarını ve namuslarını korumak için kendilerini feda ettiler. Ecdadımız uykularını, rahatlıklarını terk ettiler, vücutlarını her türlü şeye hedef gösterdiler, bize büyük, verimli, bereketli bir vatan bıraktılar. Bizim saadet ve istikbalimiz için kendilerini feda ettiler. Ömürleri sınırlarda geçti, bu sınırlarda kılıçları yastıkları, toprak ve taş yatakları oldu. Bugün bu askerlerin torunları, onların evlatları çalışkandır, yine yiğittir, kendi ecdatlarının kanlarına sahiptirler.”

Metnin devamında Gazete; Kürtlere, yiğit ecdadına, güzel topraklarına, bu topraklar için kendini feda eden Ģehitlerine sahip çıkmaları gerektiğini belirterek;

Kürt kimliğini, bu kadim ve yiğit tarih ile harmanlamaya çalıĢmıĢtır.

154 Yine Jîn Dergisi‟nin yazarlarından Emin Feyzi‟nin de, Kürt tarihinden Baban Hanedanlığının askeri baĢarılarını kaleme alırken, milletin belleğinde olumlu bir Kürt kimlik algısını oluĢturmaya çalıĢtığını görmek mümkündür (Feyzi, 1988: 6):

“Baban Kürtlerinin himmet dolu pazıları birer yiğitlik gürzü, milli duygu ve gayretle dolu olan göğüsleri de sindirme gücünün birer siperiydi. Onlar bulundukları savaşların hiçbirinde gayret ve kahramanlığın gereklerini yerine getirmekte kusur etmemiş olan halkların önde gelenlerindendi. Denilebilir ki, Baban paşalarının egemenliği altında bulunan Süleymaniye ona bağlı olan yerler, 600 yıldan beri doğudan gelen saldırılara karşı yıkılmak bilmez bir istihkâm niteliğindeydi.”

ĠĢte buraya kadar anlatılanlar dikkate alındığında, kimlik tasavvurunda olumlu bir perspektif çizilerek kolektif bellek üzerinden etkili olmaya çalıĢıldığı görülür. Bu kimlik inĢasında en önemli araçlardan biri olan tarih yazıcılığı ile Kürt kolektif belleği üzerinden kimlik oluĢumunun zemini hazırlanır. Öyle ki bu tarihi anlatıda köklü bir geçmiĢe vurgu yapılarak, Kürt soyu; Ġslam tarihine mal olmuĢ bir komutana dayandırılarak ve tarihi Ģahsiyetler yüceltilerek gerçekleĢtirilir.

Bu durum tıpkı Almanlar ve Ġngilizler arasında geçen Ģu tarihi anekdota benzer: Birinci Dünya SavaĢında entelijansiya eliyle Alman halkının üstün olduğu inancı ve kuvvete tapma fikri iyice yerleĢti. Tarih yazımı bu kuramlar, yavaĢ yavaĢ fakat çok büyük ölçüde milletin ruhuna sızdı ve mistik iĢleyiĢli dogmalar halini aldı.

Alman, Tanrının kendini dünyayı yeniden düzenlemek ve onu iĢleyip yararlanmakla görevlendirdiğine giderek daha da inandırıldı. Bu inanç zamanla öylesine güçlendi ki; donanmalarının küçük ve henüz hazır olmadığını bilmelerine rağmen Alman imparatoru savaĢ ilan etti (Bon, 1998: 10). ĠĢte bu, tarih yazımının milli ruhun hereketlenmesindeki gücünü gösterir.

Dolayısıyla yaĢanmıĢ kadim bir tarih üzerinden, bellekte olumlu bir kimlik portresi çizilip milli ruhun ortaya çıkarılması sağlanabilir. Keza Kurdistan Gazetesi‟nin 13. ve 14. sayısında uzun bir yazı ile Kürtlerin yoğun olarak yaĢadığı bölgenin son hükümdarı Bedirhan Bey anlatılmıĢtır. Bu yazıda Ģunlara değinilmiĢtir (Bedirhan, 1991s: 8-11; Bedirhan, 1991Ģ: 6-11): Bedirhan Bey 1835‟te bölgeye hâkimdi. Bir kaç yıl öncesinde Mehmed Ali paĢa isyanını bastırmak ve pek çok

155 askeriyle sultan Abdülmecid‟e hizmet etmek için sefere çıktı. Fakat geri döndüğünde bölgenin Osmanlı memurları tarafından rüĢvet ve zulüm ile tahrip edildiğini gördü.

Bunun üzerine yönetimi tekrar eline alarak memurların Kürt halkına zulmetmesine son verdi. Bu adaletli ve güvenliği sağlayan yönetiminden dolayı Hakkâri de, Bedirhan Bey‟in yönetimi altına girdi. ĠĢte bu durumdan rahatsız olan Osmanlı tarafından atanan valiler, Bedirhan Bey‟e bağlı yerlere etki ve nüfuz edemediklerinden Bedirhan Bey‟in nüfuz ve bağımsızlık sınırlarının geniĢlediğine, bu durumun devletin baĢına bela açacağına dair iftira atarak Sultan Abdülmecid‟e haber yolladılar. Bunun üzerine otuz bin düzenli askeri, 15 bin milis gücü, 40 top ile Osmanlı yönetimi Bedirhan Bey üzerine yürüdü. Her iki taraftan pek çok zaiyatlar verildi ve Bedirhan Bey‟in ordusu dağıtıldı. Sultan, Bedirhan Bey‟i Ġstanbul‟a getirterek Rumeli‟ye vali yapmak istese de bu teklifi Bedirhan Bey kabul etmedi.

ġam‟a gitmek için izin istedi. Sultan, Bedirhan Bey‟e “Beyler Beyi” ünvanı vererek ġam‟a gitmesine izin verdi.

Osmanlı merkezi güçlendirme giriĢiminin bir sonucu olarak Bedirhan Bey, bölgede kendi otoritesinin sarsılmasından dolayı isyan etmiĢtir denilebilir. Kürt tarih yazımında ise, Bedirhan Bey‟in isyanı, vali ve bürokratların otoritelerinin zayıflaması ve kendisine atılan iftiralardan kaynaklandığı belirtilmiĢtir. Bunun sebebi ise Bedirhan Bey‟in bölgedeki adaletli ve Kürt halkının güvenini sağlayan yönetim anlayıĢından kaynaklandığı vurgulanmıĢtır. Bu örnekler tarihi yeniden okuma biçimiyle, tarihi Ģahsiyetler yüceltilerek olumlu bir tarih anlatımına dayanan kimlik oluĢumunun sağlanmaya çalıĢıldığını göstermektedir.

Böylece; bu kimliğin varlığı argümanlarını bir taraftan olumlu anlam yüklenen bir tarihe dayandırma inancı üzerine kurulurken, diğer taraftan da kadim bir geçmiĢ üzerinden mevcudiyeti ispatlanmaya çalıĢılır. Daha önce değindiğimiz gibi Kurdistan Dergisi‟nin yazarlarından Emin Feyzi‟nin, Kürtlerin Medlerden geldiğini, Medlerin yaĢadığı bölgenin Kürt topraklarının ta kendisi olduğunu belirterek kadim olan bu tarihle Kürt kimliğinin mevcudiyetini ortaya koymaya çalıĢması buna iyi bir örnektir (Feyzi, 1919b: 153-154).

156 Yazar bir baĢka yazısında da, Kürt kimliğinin herhangi bir baĢka kavimden çıkmadığını, köklü bir tarihinin olduğunu ima ederek Kürtlerin Medlere dayandığını Kürt kelimesinden yola çıkarak ispatlamaya çalıĢmıĢtır. Keza Feyzi, Mehmed Mihri Hilav gibi yazarlar, Kürt isminin kökenine dair sahih olmayan çok sayıda iddianın olduğunu belirtmiĢler. Mesela yazarlar, Ġran kavminden yiğit olan kimselere Kürt denildiğini veya Kürtlerin Arap beylerinden Amr bîn Ġbn Amîr‟in soyundan geldiğini söyleyenlerin var olduğunu3 belirtmesine karĢın (Mihri,1919c: 22-23; Fevzi, 1919a:

112) Kürt isminin aslında Asurlar tarafından verilmiĢ olan dağ manasına gelen

“Ordhu” kelimesinden türetildiğini, zamanla bu kavramın “Horduh”, “Hord” olarak dönüĢtüğünü ve Kürtçe eserlerde yerini aldığını ayrıca bu kelimelerin Yunan aydınları tarafından da kullanıldığını belirtmiĢler. Nihai olarak yazar, dönüĢen Kürt kelimesinin Medlerden geldiğini ifade etmiĢtir (Feyzi, 1919a: 112-113).

“Kürdistan‟ın mühim bir kısmı olan “Medya” arazisinde Kürtler “Mad” ismiyle yâd olunurlardı. Daha sonra barbarlık Kürd ismiyle terkîn olunarak “Kürdman”

denilmeye başlandı. Zamanla o da tahrife uğrayarak “Kürdmand” “Kürdmanç”

isimleri söylenir oldu. El-yevm Kürdistan‟ın ekser mahallerinde Kürd yerine Kirmanç denilmesi zikr olunan sebepten dolayıdır.”

Hakeza Kurdistan yazarlarından Ahmet Arif ise Kürtlerin kökenine dair tartıĢmayı Ģöyle ele almıĢtır (Arif, 1919a: 33):

“Hazreti Nuh‟un evlatlarına dayanan Kürtlerin, Aryanilere mensup oldukları bazı tarihçiler tarafından iddia edilse de Yunan muharrirlerinden Ksenefonʻun Seyahatnamesine göre milattan dört yüz sene evvel şimdiki Mamuratül-Aziz (Elazığ) ve Diyarbakır‟ın her tarafında Kürtlerin yerleşik bulunduklarını teyit ediyor. Yunan eserlerinde –Kurduh– diye ifade edilen Kürtler her halde zan edildiği gibi İranlıların bir şubesi değil belki üç bin senelik bir tarihe mâlik büyük ve bağımsız bir millet olduğu “Hakayık-ı Tarihiye”de bulunuyor.”

Bunların yanı sıra Jîn Dergisi‟nin yazarlarından Kamuran Ali Bedirhan da, kaleme aldığı bir yazısında, Kürt milletinin köklü bir geçmiĢinin olduğunu

3 Genelkurmay belgelerinde ise Kürtlerin kökenine dair dört kuramın olduğu belirtilir (GBKĠ, 1992:

12-13): “Kardu, Haldi ve Gürcüler‟le münasebeti bulunan yerli bir ırk teşkil ettikleri, İranî asıldan geldikleri, Arap kökene dayandıkları, Orta Asya‟dan göçmüş Turanî bir boy oldukları."

157 göstererek, Kürt milletinin varlığını kadim bir geçmiĢe dayandırmıĢtır ve milli bir kimlik ruhunu ortaya çıkarmaya çalıĢmıĢtır (Bedirhan, 1985a: 5):

“Albert Male‟ın Oskar Man‟ın ve bütün felsefe tarihinin köklerinin ilk çağlardan beri gelişip boy attığını kabul ettikleri Kürt milleti, her şey bir yana, insanlığa Selahaddin Eyyubi‟yi vermiş olmak meziyetiyle kudret ve değere sahiptir.”

Böylelikle Kürt entelijansiyası Kürt milletinin varlığını kanıtlama adına Kürt tarihini müstakil kadim bir geçmiĢe dayandırarak ispatlamaya çalıĢırlar. ĠĢte bu müstakil tarihin oluĢumunda önemli rol oynayan Ģahsiyetler aslında Kürt halkının belleğinde milli ruhu hareketlendirecek en önemli araçlardır. Nitekim mezkûr dönemde Abdullah Cevdet gibi pek çok entelijansiyayı etkileyen Gustave Le Bon‟un dediği gibi bir milletin zihin yapısı sadece o milleti oluĢturan, yaĢayan bireylerin sentezini değil aynı zamanda onun oluĢumuna katkıda bulunmuĢ olan sayısız ataların sentezini temsil eder. Bu yüzden bir milletin yaĢamında belirleyici rol oynayanlar yaĢayanlar değil ölülerdir. Onlar milletin yaratıcıları ve gidiĢatın bilinçdıĢı devrimci güçleridir (Bon, 1998: 141). Bu tarihi Ģahsiyetler topluma mal edilerek milli bir bilincin yaratıcısı olabilmeleri için ĢiĢirilmiĢ ve aĢırı duygulardan etkilenen kitleleri elde etmek amacıyla yazarın tarihi kiĢilikler üzerine Ģiddetli iddialar, ateĢli ifadeler sarf etmesi gerekir. Yani yazar göre tarihi Ģahsiyetlerin görünürdeki özellik ve üstünlükleri her zaman abartılmalı ve büyütülmelidir (Bon, 1997: 46). Dolayısıyla kimlik inĢasının en önemli yollarından biri kimliği kadim bir tarihe dayandırmak ve halktan olan önemli Ģahsiyetleri zihinlerde yücelterek sıcak tutmaktır. Bu durumun farkında olan Kürtçe basını da, tarihi Kürt Ģahsiyetleri olumlu bir suretle iĢleyerek kolektif bellekte kimlik oluĢumunu gerçekleĢtirmeye çalıĢırlar. Nitekim Kurdistan Gazetesi‟nin 15. sayısında yer verilen “Selahaddin Eyyubi” baĢlıklı Kürtçe yazı bu perspektifle ele alınabilir. Öyle ki bu metinde Kürt kökenli ünlü komutanın, Eyyubî devletini nasıl kurduğunu, hak ve adaletle devleti nasıl idare ettiği anlatılarak Selahaddin Eyyubi yüceltilmiĢtir (Kurdistan, 1991k: 8-9):

“Bilgili, erdemli, yiğit, yardımsever Selahaddin Eyyubî, o kadar düşmanını da kendine hayran bırakıyor. Şu ana kadar dahi bütün dünya, Müslüman, Müslüman olmayan onu övüyor… ki Alman padişah Şam‟da Selahaddin‟in Türbesini ziyaret

158 ederek makamının büyüklüğünü gösterdi. O cesur, adil ve merhamet sahibiydi…

Allah‟tan diliyorum ki Kürtlerden iki üç insan daha bu sultan gibi çıksın…”

Aynı gayeye hizmet etmek için Rojî Kurd da Selahaddin Eyyubi‟ye sayfalarında yer verecektir. Dergide, örnek alınacak bu önemli Kürt Ģahsiyetinin, Kürt halkının belleğinde oldukça olumlu çağrıĢımlar bırakarak ele alındığını görmekteyiz. Nitekim bu komutanın Kürtlerin yoğun olarak yaĢadıkları bölgenin merkezi noktalarından biri olan Tikrit Ģehrinde Kürt emirlerinden Eyyüp isminde asil bir kiĢinin soyundan geldiği ve siyasi, askeri dehasının yanında adaleti gözeten bir Kürt Müslüman olduğu belirtilmiĢtir. Akabinde bu tarihi Ģahsiyet hakkında Ģu not düĢülmüĢtür (Bedirhan, 2013c: 274-276; Bedirhan, 2013d: 289-291):

“Selahaddin-i Eyyübî, eşi dünyada nadir gelen büyük devlet adamı ve hükümdarlarından biridir. Kahramanlık, adalet, şeref gibi üç güzide haslet onun şahsında toplanmıştır. Yaptığı şeyler insanın güç ve kudretinin üstündeydi.

Papaların teşvikiyle Müslümanları katletmek için saldırıya geçen haçlılar bile onun her bakımdan sahip olduğu faziletleri hayranlık ve takdir ile anmışlardır. Kürtlük, İslam‟a en yüksek derecede hizmet eden, haçlıların müthiş saldırıları karşısında onu sarılmaktan kurtaran, İslam‟ın haysiyetini dünyaya duyuran yüce bir kişinin kendisine mensup olmasından her dakika iftihar eder. Ve yine iftihar edebiliriz ki, Selahaddin‟in namını yücelten yalnız Kürtlük değil bütün Müslümanlık, hatta çoğu kez bütün insaf sahibi insanlıktır.”

Ayrıca derginin ilk sayısının kapağında Selahaddin-i Eyyubi‟nin, ikinci sayısında da Kürt Emirlerinden Kerim Han Zend‟in, üçüncü sayısında ise Bedirhanzade Hüseyin PaĢa‟nın fotoğrafına yer verilmiĢtir. Aynı zamanda, bu tarihi Ģahsiyetler hakkında Kürt halkının hafızasında olumlu bir kimlik portresi çizilmiĢtir.

Mesela dergi “MeĢhurların Hayatı: Bedirhanî Hüseyin PaĢa” baĢlıklı yazısında, Hüseyin PaĢa hakkında Ģunlara değinmiĢtir (R.K., 2013a: 284-285):

“Merhum Hüseyin Paşa, Allah‟ın kılıcı ile silahlanmış Halid bin Velid hazretlerinin mübarek soyundan, Kürdistan‟ın son Botan emiri Bedirhan Paşa‟nın oğludur.

Hüseyin paşa din ve devletine hizmet etmeyi varlığının en esaslı ve gerekli vazifesi olarak gördüğünden o yaşında bile tebaası olduğu devletin yaşadığı talihsizliğe karşı canı ve kanıyla mücadele etmek istemiştir. Derhâl Adana‟ya gitmiş ve oradan

159 üç yüz bin Kürt köylüsü toplayarak savaşa katılmıştır. Mübarek gazada hayatını feda edercesine cidden harikalar yaratmış; kahramanlık ve fedakârlığın en değerli ve parlak örneklerini göstermiş ancak kendisi de birkaç yerinden yaralanmıştır. Cihat yoldaşları olan Kürtlerden üç binden fazla şehit bırakarak İstanbul‟a dönmüştür.

Fedakârlığına karşın söz verilmiş olan iyiliğin esirgenmesiyle (malları gasp edilince) Kürdistan‟a dönmüştür. Ancak II. Abdülhamid yönetimi Kürdistan‟da bulunması emniyetli bulunmayarak zorla iadeleri istenmiş (sonrasında) Taife sürülmüş. II. Meşrutiyetle vatan ve kavmine hizmet için devletine Kürtlükten sadık ve etkin bir unsur yetiştirmek suretiyle canlılık vermiş ve Kürdistan‟a gitmiştir.

Hayatının son nefesine kadar bu kutsal amacın peşinde koşmuş. Vicdanın zevkini ve hayatının saadetini yalnız Kürtlüğün ilerlemesinde aramıştır.”

Yine Jön Türklerin ve 1908 devrimiyle iktidara geçen Ġttihat ve Terakki‟nin temelini oluĢturan Ġttihad-ı Osmanî Cemiyeti‟nin kuruluĢunda etkin rol oynayan, Askeri Tıbbiye Okulundan mezun olan Kürt entelijansiyasından Doktor Ġshak Sükûti‟nin Kürtçe basını tarafından, toplumun hafızasında örnek bir tarihi Ģahsiyet olarak kodlanmaya çalıĢıldığı görülür. Öyle ki Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi‟nin yazarlarından Ahmed Cemil, Tıbbiye‟nin düzenlediği etkinliğe katıldıktan sonra II.

MeĢrutiyetin olumlu havası içerisinde kaleme aldığı yazıda Ġshak Sükûti‟yi, Kürt dağlarına özgürlüğü getirme mücadelesi veren ilk Ģehit biçiminde Kürtlerin hafızasına tarihi bir not olarak düĢmüĢtür (Cemil, 1998c: 4):

“Evet, özgürlüklerin bu görkemli binası, Cenab-ı İshak‟ın eğilip yetiştiği en büyük beşik olmuştu. İshak, Kürdistan dağlarına kadar ulaştırmaya çalıştığı özgürlüğün feyizli soluklarını, ancak hikmetli olan bu yüce okuldan almıştı. Kürdistan, özgürlüğün kurban bayramının kendi payına düşen ilk şehit ve kurbanı olmak üzere, İshak Sükûti‟yi millete armağan etmiştir.”

Böylece milli bir bilincin Ģekillenmesinde tarih ve tarihi kiĢiliklerin ne kadar önemli bir malzeme olduğunun farkında olan Kürt entelijansiyası, bunu yazılarında oldukça etkin bir Ģekilde vurgulamıĢlardır. Keza Abdullah Cevdet “Bir Kürd”

mahlasıyla Kurdistan Gazetesi‟ne gönderdiği mektupta, Asya kavimlerine göre üstün niteliklere sahip olan Kürt kavminin hafızasında tarihi Kürt Ģahsiyetlere yer vererek milli bir uyanıĢın hızlandırılabileceğini Ģöyle ifade etmiĢtir (Cevdet, 1992: 64):

160

“Benim araştırma ve incelemelerime göre Kürt kavmi Asya kavimlerinin en zeki, en iyi huylu ve en yeteneklilerindendir. Bu iddiamı etnografya (uygarlaşma tarihi) araştırmaları doğrular… Bu milletin uyanışının hızlanmasının bazen bir iki kişiye borçlu olduğunu bilmezler. Özellikle içlerinden Fuzulî gibi şair, Selahaddin-i Eyyubî gibi asker yetişen Kürt kavmi neden aydın düşünceli sayıca küçük bir grubun kültür ve bilimiyle aydınlanmasın? Dünyada hiçbir şey kaybolmaz. Yaratılış alanında varlığını kanıtlamış bir atomu yok etmek olanaksız olduğu gibi anlayış âlemine sunulan bir düşüncenin de kesin olarak kaybolması kesinlikle olanaksızdır. Bir cisim üzerine inen bir darbenin o cisim üzerinde atomsal değişmeye neden olması nasıl kaçınılmaz ise bir milletin anlama bilincine çarpan bir düşünce darbesinin de etkisiz

“Benim araştırma ve incelemelerime göre Kürt kavmi Asya kavimlerinin en zeki, en iyi huylu ve en yeteneklilerindendir. Bu iddiamı etnografya (uygarlaşma tarihi) araştırmaları doğrular… Bu milletin uyanışının hızlanmasının bazen bir iki kişiye borçlu olduğunu bilmezler. Özellikle içlerinden Fuzulî gibi şair, Selahaddin-i Eyyubî gibi asker yetişen Kürt kavmi neden aydın düşünceli sayıca küçük bir grubun kültür ve bilimiyle aydınlanmasın? Dünyada hiçbir şey kaybolmaz. Yaratılış alanında varlığını kanıtlamış bir atomu yok etmek olanaksız olduğu gibi anlayış âlemine sunulan bir düşüncenin de kesin olarak kaybolması kesinlikle olanaksızdır. Bir cisim üzerine inen bir darbenin o cisim üzerinde atomsal değişmeye neden olması nasıl kaçınılmaz ise bir milletin anlama bilincine çarpan bir düşünce darbesinin de etkisiz

In document TIJDSCHRIFT VAN DE VEREENIGING VOOR STUDIE VAN KOLONIAAL- (pagina 96-128)