D EFINITIONS OF DIFFERENT TYPES OF PERSONAL DATA

In document DPIA on the use of Google G Suite (Enterprise) for Education (pagina 49-53)

2. P ERSONAL DATA AND DATA SUBJECTS

2.1 D EFINITIONS OF DIFFERENT TYPES OF PERSONAL DATA

Yunanlılar zorla bir Türk kızına ve ihtiyara Yunan bayrağını öptürmeye çalışır, Türk bayrağını parçalatmak ister, “Yaşasın Venizelos!” diye bağırmaları için onları zorlarlar.

Yanlarındaki genç bir Türk’ün başındaki fesi alıp çiğner ve kendi şapkalarını onun başına takarlar. Genç kızı, istediklerini yapmazsa öldürmekle tehdit ederler, ihtiyar adam kızı kurtarmak için Yunan bayrağını öper; ancak işe yaramaz. Yunan askeri kızı öldürür, ihtiyarın da ellerini ve ayaklarını bağlayıp eteklerini tutuştururlar ve dışarı çıkarlar. İhtiyar, şahadet getirip “Allah, Allah!” diyerek ölür.

Muhtar, Mehmet Çavuş’un evine gelir. Yunanlıların İzmir’e çıktığı ve orayı işgal edeceği yolundaki söylentileri onlara aktarır. Yunanlılar İzmir’e girmekle kalmayacak Anadolu içlerine kadar yürüyeceklerdir ve bunu yakıp yıkarak gerçekleştireceklerdir.

Mehmet Çavuş verilen sözlerin tutulmamasına şaşırmıştır. Silahlar teslim edilmiş, Boğazlar açılmıştır, verilen söz bir yemin sayılmıştır; üstelik Türk’e savaşmak için hiçbir şey bırakılmamıştır. Ancak tüm bunlara rağmen Mehmet Çavuş, boyun eğmemekte, direnmekte kararlıdır; ayrıca annesi de onun gibi düşünmektedir, köyünde kalacak ve oğluyla birlikte mücadele edecektir. Muhtar, tüm köye Yunanlıların geleceğini haber verir ve Mehmet Çavuş’a da ailesini köyden uzaklaştırmasını tavsiye eder. Mehmet Çavuş karısını ve çocuklarını Anadolu içlerine göndermeye karar verir;

ancak kendisi köyünde kalıp mücadele etmeye kararlıdır. Babasının silahını ve kamasını alacak, düşmana karşı koyacaktır. Annesiyle birlikte Allah’ın huzurunda köyde kalıp vatan uğruna mücadele edeceklerine yemin ederler.

2.5 Kahramanlar 2.5.1 Askerler

2.5.1.1 Türk Askerleri

Mehmet Çavuş

Temsil, Çanakkale cephesinde savaşmak üzere çağrılanların listesinin muhtar tarafından ilân edilmesiyle başlamaktadır. Cepheye çağrılanlar arasında Mehmet Çavuş

da vardır. Mehmet Çavuş, babasını savaşta kaybetmiş iki çocuk babası olarak annesi, karısı ve oğlu Ahmet’le temsilin başlarında karşımıza çıkmaktadır. Düşmanlar, İslâm’ı yok etme isteği içinde ve Türk’ü boğazlamak için yollar ararken hakan cepheye ihtiyarlar dışında tüm erkekleri çağırmaktadır. Mehmet Çavuş bu savaşın sebebini Balkan’daki yenilgimiz olarak göstermekte bu yenilgi nedeniyle düşmanların bizi hiçe saydığını ve savaşın da böyle çıktığını düşünmektedir. Gerçek nedenin tam olarak ne olduğunu bilmese de Türk diyarına hâkim olma düşüncesinin temel sebebi oluşturduğuna inanmaktadır.

Mehmet Çavuş’a göre geçmişte her Türk ailesinde şehit veya gazi olmuştur ve bugün ve gelecekte de olacaktır. Çünkü o, dedesinin bacaklarını Yunan muharebesinde, babasını yine Yunanla mücadelede kaybetmiştir. Kendi vücudu da kurşun ve süngü yaralarıyla doludur. Bu, aslında Türk halkının o tarihte içinde bulunduğu durumu, savaştan başka bir hayatı olmadığını göstermesi bakımından da oldukça önemlidir. Türk toplumu savaş dışında ölüm dışında bir hayat yaşayamamaktadır.

Mehmet Çavuş savaşa gidişin sebebini de ısrarla merak etmektedir. Bunun en önemli sebeplerinden biri, toplumun savaşlardan yılmış olmasıdır. Aynı zamanda Osmanlı’nın bu dönemdeki durumu da göz önüne alındığında burada Çanakkale Cephesi’ne askerlerin neden çağrıldığının tarihi kaynaklara bağlı olarak açıklanması doğru olacaktır. 1913 yılında yapılan Balkan Savaşı’nın gayesi Edirne’yi geri alma isteğidir.

Kolordu, belirlenen günde taarruza geçer; fakat çıkarma gemilerinin gecikmesi üzerine belirlenen zamanda Şarköy’e çıkarma yapamaz. Fırtınanın da artması çıkarmayı daha da imkânsız hâle getirir. Sabaha dek sadece bir tümen çıkarılabilir. Bundan sonrasını Turgut Özakman şu şekilde aktarmaktadır:

“Mürettep Kolordu, Bulgar’ın Marmara kıyısındaki kanadını geri atar; ama sisli bir havada Bulgar mevzilerine giren 27. Şam Tümeni’nin Arap askerleri savaşı bırakıp çapulculuğa kalkar, Bulgar ihtiyatlarının karşı taarruzu ile dağılarak kaçmaya

başlarlar. Bu düzensiz çekilme Şam Tümeni’nin diğer birliklerine de yayılır. 10.

Kolordu da zamanında yetişip taarruza geçemeyince Nizamiye Tümeni de geri alınır.

Başkomutan V. A. İzzet Paşa, 10. Kolordu’nun karaya çıkan tümeninin de geri çekilmesini emreder. Hareketten bir sonuç alınamaz. ”30

Burada aktardığımız savaş, Mehmet Çavuş’un temsilde Batılı devletlerce hiçe sayılmaya başlandığımızı ifade ettiği Balkan Savaşı’dır. Bu savaş düştüğümüz durumun, tekrar savaşa çağrılmanın başlıca sebebi olarak görülmektedir. Mehmet Çavuş’un da katıldığı Çanakkale Savaşı, Balkan Savaşı’nın hemen ardından 19l5 yılında gerçekleşmiştir. Savaşın çıkış sebebi temsilde şu şekilde ifade edilmektedir:

“Sırplar ile Avusturyalılar arasında bir dedikodu vardır. Bu dedikodu sonucunda birbirleriyle savaşa tutuşmuşlar öteki milletler de meselâ İngilizler, Almanlar, Fransızlar… Bunların kimisi Sırplara kimisi de Avusturya’ya yardıma kalkışır ve neticede iki gruba ayrılırlar. İşte bu gruplardan birisi –Rusya-Karadeniz Boğazı’na girmek ister ve bizim gemiler ateş açar, hükümet de bunun bir taarruz olduğunu düşünerek Moskof’a savaş ilân eder. Fransızlarla İngilizler, Rusya’yla müttefik olur bunun karşılığında da Osmanlı İstanbul’un kapısı olan Çanakkale’ye asker sevk eder.”31

Temsilde Çanakkale’ye asker sevkiyatının sebebi kısaca bu biçimde dile getirilmektedir.

Savaşın çıkışı karşısında Türk halkının tutumunu en güzel anlatan ise Mehmet Çavuş’un ifadesidir. Mehmet Çavuş, ne olursa olsun süngünün çekileceğini, düşman karşısında durulacağını ve düşmana kurşun atılacağını belirtmektedir. Düşmanın topunun, tüfeğinin, uçağının karşısında Türk’ün süngüsü, namussuzca yaşamaktansa ölmeyi bilmesi vardır. Türk insanı ölmeden düşman bu topraklara sahip olamayacaktır.

Tüm bu düşünceler temsilde halkın inancının gücünü yansıtmakta ve halka cesaret

30 Özakman, a.g.e. , s. 91

31 Salih Zeki, Öldürülen Söz Öldürülemeyen Aşk, Hukuk Matbaası, Balıkesir 1919, s. 6

aşılamaktadır. Özellikle cepheye gitmeden önce yapılan konuşmalarda Mehmet Çavuş’un ağzından aktarılan şu cümleler halkı ateşleyecek niteliktedir:

“… Türk kanı altı yüz kişilik bir aşiretten koca bir devlet kuran, kırk kişi ile Rumeli’ye geçen dedelerimizin kanı… Yıldırım’ların kanı, Fatih’in, Yavuz’un, Süleyman’ın kanı senin vücudunda senin damarlarında dururken senin elin süngü tutarken onlar bu yurda giremezler. ” 32

Bu cümleler hem zafere olan inancı hem de manevi gücü göstermesi bakımından önemlidir. Mehmet Çavuş ailesiyle vedalaşırken onlara yaklaşımıyla da tam bir Türk ailesi reisi karakter özelliğiyle karşımıza çıkmaktadır. Ataerkil aile yapısı ve annenin ailedeki gücü ile Türk aile yapısı bize aksettirilmektedir. Mehmet Çavuş’un annesi oğlunun gidişine hem üzülmekte hem de her Türk erkeği gibi onun da harbe gidişinin şerefli olduğunu düşünmektedir. Mehmet Çavuş oğlunu teselli ederken Türk çocuğunun, İslâm yavrusunun babası düşmanla kavgaya giderken ağlamayacağını söyler. Bu ifadeler Türk ailesinin, Türk erkeğinin anlayışını, karakteristik yapısını bizlere aktaran, Türk düşüncesinde yiğitliğin, şerefin, namusun önemini vurgulayan kısımlarını oluşturmaktadır.

Mehmet Çavuş, Çanakkale Cephesi’ne gider ve burada yaralanır, hatta bir kolunu kaybeder. Çanakkale Cephesi’nden bahsedilen sahnelerde sürekli yaralılardan ve düşmanın denize kadar indirildiğinden de bahsedilmektedir. Binbaşıyla Mehmet Çavuş’un sohbetlerinde yine şehitliğin şerefli bir ölüm olduğu vurgulanmaktadır.

Çanakkale Savaşı tarihî kaynaklarda şu şekilde yer almaktadır: Çanakkale Boğazı tüm gemilere kapatılır ve Osmanlı filosu Odesa ve Sivastopol’u bombardımana tutar. Rus ordusu Doğu Beyazıt sınırını geçer ve İngilizler de Basra Körfezi’ne çıkar. Savaş komitesi toplanır ve Çanakkale Boğazı’nın donanmayla zorlanmasına karar verir.

Bileşik filo Çanakkale Boğazı girişindeki ve orta kesimdeki bataryaları tahrip eder ve girişteki bataryalar susturulur. Mayın arama çalışmaları sürdürülür ve bu sırada

32 a.g.e, s. 12

Ruslar da İstanbul Boğazı’na çıkarma için hazırlık yapar. İngiliz birlikleri Mondros adasında toplanmaya başlar. 18 Mart günü donanmanın Boğaz’ı zorlamasına karar verilir. Gemiler 18 Mart günü Çanakkale Boğazı’nı zorlayıp Marmara’ya geçmek üzere ilerlemeye başlar. Ancak Nusret mayın gemisinin bıraktığı 30 mayına çarpan gemiler ağır yara almıştır. İngiliz savaş komitesi Çanakkale’nin aşılması için deniz ve kara kuvvetlerinin birlikte hareket etmesine karar verir. Birleşik filonun kuvvetleriyle Türk kuvvetleri arasındaki savaş sekiz buçuk ay sürer, iki taraf da büyük kayıp verir. İstanbul yolunu açamayan müttefik kuvvetleri geri çekilir.

Temsilde Erkan-ı Harb, askerlerine, Wilson ilkelerine bağlı olarak vazifenin tamamlandığı ve silahların teslim edilerek memleketlerine geri dönebileceklerini duyurur. Wilson ilkeleri temsilde yüceltilmekte, hatta Erkan-ı Harp askerlere; Wilson, Lyloyd George, Klamenson’u insanlığa yaptıkları hizmetlerden dolayı dualarda iyilikle anmaları yolunda telkinde bulunmaktadır. Aslında silah bırakışmasının sebebi 19l8 yılında imzalanan Mondros Mütarekesi’dir. Bu mütarekenin bazı hükümleri, Türk’ün elini ayağını bağlayacak, onu savunmasız bırakacak niteliktedir, nitekim İzmir’in işgalinde de yine bu mütareke etkili olmuştur. Türk milletini güçsüz bırakan hükümler şunlardır:

1. Ordunun derhâl terhisi

2. Bütün savaş gemilerinin teslim edilmesi

3. Müttefiklerin herhangi bir stratejik noktayı işgale yetkili olması 4. Toros tünellerinin müttefiklerce işgali

5. Haberleşmenin denetlenmesi

6. Demiryollarının müttefiklerce denetlenmesi 7. Kilikya’daki Türk kuvvetlerinin geri çekilmesi

8. Silah, cephane ve taşıtlar hakkında verilecek emirlere uyulması 9. Altı Doğu ilinde karışıklık çıktığı takdirde bu illerin işgal edilebileceği

Buradan da anlaşılacağı üzere Türkler savunmasız bırakılmakta, neredeyse ülkelerini kendi elleriyle işgal için teslim etmektedir, üstelik bu anlaşmanın Türk’ün

lehine imzalanmış bir anlaşma olduğunu düşünerek bunu yapmaktadır. Mehmet Çavuş köyüne döndüğünde olup biten hakkındaki konuşmalarda halkın bu anlaşmaya yaklaşımı Mehmet Çavuş ve annesinin ağzından dile getirilmektedir. Batı’nın tüm dünyaya söz verdiğini düşünen Mehmet Çavuş, mütarekenin herhangi bir maddesinin Türk yurdunu işgal için kullanılmayacağı düşüncesindedir. Annesiyse İzmir konusunda endişelidir, özellikle Yunanlı tarafından bu anlaşmadaki “Hangi millet o şehirde ağırlıktaysa oraya o millet hâkim olacak” biçimindeki ifade Türklerin aleyhine çevrileceğini düşünmektedir. Ancak Mehmet Çavuş İzmir’de Türklerin ağırlıkta olduğunu söylemekte ve böyle bir şeyin mümkün olamayacağını söylemektedir. Oysa hiçbir şey Mehmet Çavuş’un düşündüğü gibi olmaz. Temsildeki son perdede Yunanlılar İzmir’i işgal eder. Mehmet Çavuş, bu haberi aldığında köyünde kalmaya ve sonuna kadar köyünü savunmaya karar verir. Kuvâ-yı Milliye’nin oluşumunda yer alan en büyük güç olan köylünün mücadeleye girişi de bu şekilde temsil edilmiş olmaktadır.

Kuvâ-yı Milliye halkın ülkesine sahip çıkması anlayışından doğmuştur. Güneyde Fransızlara batıda ise Yunanlılara karşı ortaya çıkmış, hem halkın hem de komutanların katkısıyla gücünü gittikçe arttırmıştır. Batı Anadolu’da zaman zaman hükümete baş kaldıran Zeybekler de Yunanlılara karşı mücadele etmeye başlamıştır. Askerler resmen Yunanlılara karşı mücadeleye katılmamakla birlikte içten içe çeteleri ve Zeybekleri desteklemiştir. Halk kadınıyla erkeğiyle vatanı için mücadele etmiştir. Bu durum, temsilde Mehmet Çavuş’un köyde kalıp mücadele etme kararını destekleyen annesinin, onunla birlikte mücadele edeceğini ifade edişiyle yer almaktadır.

Zabit (Binbaşı)

Çanakkale Cephesi’nde Mehmet Çavuş’un da içinde bulunduğu taburun kumandanıdır. Zabit, askerlere hitaben yaptığı konuşmada savaşın amacından söz eder düşman taarruza başlamıştır ve bunun sebebi Boğazlara hâkim olmak ve İstanbul’a girmek isteğidir. Bu topraklara hâkim olabilmeleri ise sadece şu şekilde mümkündür:

Tek Türk bile sağ kalmazsa.

Böylece temsilde Türk askerlerinin yiğitlikleri, toprağa olan bağlılıkları ve canları pahasına mücadele edecek güce sahip olarak yetiştirilmeleri, toplumun asırlardan beri getirdiği savaşçı ve kahraman ruhu yansıtılmaktadır. Düşmanın Türk diyarına girdiğinde görecekleri zabitin ağzından tasvir edilirken manevi gücün büyüklüğü, inancın ve cesaretin yüceliği gözler önüne serilmektedir. Düşmanın görecekleri şu şekilde tasvir edilmektedir:

“ … Onlar bizi mitralyözleri, topları, tayyareleri ile öldürürler ondan sonra bu vatana girerler. Fakat Türk diyarında ne göreceklerdir? Tabii ağlayan minarelerimizi, siyah tüllere sarılmış yavrusuna intikam methiyeleri söyleyen valideleri, namusunu düşmana parçalattırmamak için intihar etmiş genç kızların cesedlerini, fakat bunlardan evvel karşısında görecekleri şey kalbinde sakladığı ve onun uğruna elinde süngüsüyle ölmeye gelen Türk askerlerini. ” 33

Türk askerini böylesine cesur ve Türk kadınını böylesine namuslu, güçlü tarif eden komutan daha sonra askerlerini savaşa “arslanlarım” diyerek götürmektedir. Temsilde yaralananlar arasında binbaşı da vardır ve binbaşı ölümle pençeleşirken Mehmet Çavuş’la konuşur bu diyaloglar yine Türk askerinin kahramanlığını, güçlülüğünü, memleketini her şeyden üstün görüşünü ifade etmektedir. Mehmet Çavuş’un binbaşıya verdiği haber ise Çanakkale’deki başarıyı da dile getirmektedir. Binbaşı yaralandıktan sonra tabur düşmanı denize kadar indirmiştir. Ancak yaralanmayan, ölmeyen neredeyse kalmamıştır. Bu açıklamalar aynı zamanda zaiyatın ne derece büyük olduğunu göstermekte, savaşın nasıl kanlı bir mücadele olduğunu, askerin vatan dışında hiçbir şey düşünmeyerek verdiği mücadeleyi de aksettirmektedir. Binbaşı öleceğini bilmektedir ve ölmek için gelmiştir. Binbaşının ağzından aktırılan bu cümleler Türk askerinin ruhunu açıkça göstermektedir. Ayrıca öldüğü için mutludur; çünkü Allah’ın karşısına şehit olarak vatan için döktüğü kanla gidecektir. Türk ulusu, Müslüman olmadan önce de yiğitliğiyle nam salmış bir ulustur; İslâmiyet’te şehitlerin mekânının cennet olarak görülmesi onların manevî yönden de güçlenmesini sağlar ve vatan için yapılacak her tür şeye korkusuzca atılırlar. Binbaşı, yüz binlerce Türk’ün kendisiyle

33 a.g.e. , s. 18

birlikte İstanbul için ebedî bir bekçi olarak kalacağına inanmaktadır. Şahadet getirdikten sonra binbaşı ruhunu teslim eder. İslâm inancının gücü ile Türk’ün nesilden nesile getirdiği, varoluşundan beri ruhunda yer alan gücü burada karşımıza çıkmaktadır. Oğuz Kağan destanında Oğuz’un gücü, yiğitliği nasıl anlatılıyorsa bu Türklerin torunları da yine yiğit, yine savaşçı, yine güçlü karakteriyle ve iman güçleriyle binbaşı ve onun gibi diğer askerlerin şahsında aksettirilmektedir.

Erkân-ı Harb

Savaşın ardından göğsü madalyalarla dolu askerlere savaşın bittiğini haber verirken temsilde yer alır. Savaşın başlangıcından mütarekeye kadar olan kısmın kısa bir özeti ve hükümetin Batı’ya ve mütarekeye bakış açısını göstermesi bakımından da önemlidir Erkan-ı Harb’in söyledikleri.

Askerler dört buçuk yıl hakanın bir emriyle savaşmış Kafkasya’da Çanakkale’de Irak’ta Filistin’de vatanın savunması için mücadele etmiştir. Aç, susuz kalmış, ekmek yerine toprak yemiş, giysi yerine çuval giymişlerdir. Küçük çocuklar sütsüz, şekersiz ölmüşlerdir. Kendi kuvvetimizin fazlasıyla bu şartlar altında mücadele etmiş, ölmüş ve öldürülmüşlerdir.

Çanakkale’de Türk askerlerini ebedî bekçi olarak bırakmış, Kafkasya ve Irak’ta birçok Türk askeri ölmüştür. Bütün bunlar vatanın bütünlüğünü korumak adınadır.

Ancak artık Batı, memleketin Türklere ait olduğunu kabul etmiştir; yapacak tek görev kalmıştır o da silahları depolara kaldırmak, süngüleri kınına sokmaktır. Dört buçuk yıllık harp artık sona ermiştir. “Dünkü düşmanların bugün dost olarak ellerini sıkmaktayız; çünkü onlar bizim arzumuza uygun bir barış sağlamaktadır.”denmektedir.

Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerde Türk hâkimiyeti kabul edilecektir. Bize bunu sağlayan Wilson, George, Klamenson gibi şahıslaraysa minnettar kalınacaktır.

Silahlarımızın teslimliyle sonumuzu hazırladığımızın farkında olmadan bir de temsilde yer alan bu ifadelerle görmekteyiz ki kendimizi Avrupa’ya karşı minnettar

hissetmemiz beklenmektedir. Halka duyrulan bu düşünceler aynı zamanda hükümetin mütarekeye bakış açısını da bize net bir biçimde göstermektedir. Türk hükümeti, mütarekeyi bir zafer olarak nitelendirmektedir.

Erkân-ı Harb’in ifadesiyle milyonlarca insan cephelerde, yüz binlerce kadın ve ihtiyar evlerinde mahvolmuştur. Artık bu acı günlerin sonu gelmiştir. Wilson, George, Klamenson neredeyse mütarekeye öncülük ettikleri için kahraman ilan edilmiştir.

Anlaşma halka, Wilson, Klamenson ve L. George’un ağzından Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerde Türk hâkimiyeti şarttır ve dünyaya duyrulmaktadır, biçiminde anlatılmaktadır. Oysa bu mütarekenin amacı Türk’ü savunmasız bırakmaktır ve hükümet bunun bir zafer olduğunu düşünmektedir. Üstelik şu sözler aslında İstanbul Hükümetinin gaflet uykusunun Erkân-ı Harb’in ağzından yansımasıdır:”Her Türk ve her millet bunlara minnettar kalmalıdır. Milletlerini temsil ederek verdikleri sözler bir âlim, bir hâkim sözüdür. ” 34 Artık askerler serbesttir, askerî malzemeleri, silahları bırakacak ve köylerine geri döneceklerdir. Bunun yanı sıra hakanlarına ve vatanlarına dua ederken Wilson, George ve Klamenson’a da dua etmeleri de söylenmektedir.

Tüm bu ifadelerle hayat bulan Erkân-ı Harb’in ağzından aslında İstanbul Hükümeti’nin düştüğü durum, askerin düştüğü durum, Batı’ya olan inanç ve yapılan anlaşmadaki hükümlerin Türklerin lehine olduğunu düşünen yöneticiler, buna halkı da inandırmak isteyen kumandanlık açık bir dille anlatılmaktadır. Artık bundan sonra savaş olmayacağı, olamayacağı kanaatindedirler.

2.5.1.2 Yunan Askerleri

In document DPIA on the use of Google G Suite (Enterprise) for Education (pagina 49-53)