5. Zorg voor kinderen

5.2. Volgen van de ontwikkeling van de kinderen

Ümmet kelimesinin, bir taraftan öne geçmek, baĢı çekmek, sevk ve idare etmek anlamını taĢıyan “emm” kökünden türetilmiĢ bir isim (Öztürk, 2005: 11) olduğunu ifade edenler olduğu gibi bu kelimenin, yol, uyum ve anne anlamına gelen

“umm” kökünden geldiği de söylenir. Bundan dolayı ümmet kelimesine Ģu tür anlamların yüklendiği görülür (Ġslâmoğlu, 2011: 24; ġeriati, 2006: 63; Ahsen, 1992:

19): Ümmet, insanlığın anasıdır. Ġnsanlığı hakikat ve adaleti temsil eden iki memesinden emzirir. Ġnsanlığa model olur. Ġnsanlığın rehberidir. Ġnsanlığın sızlayan vicdanı, seven kalbi, okĢayan elidir. Dolayısıyla ümmet ortak bir inanç ve hedef taĢıyan, bu ortak hedeflerine ulaĢmak için yola koyulan bir toplumu ifade ettiği söylenebilir. Öte yandan Kur‟an‟daki kavramların köklerinin antropolojik tahlilini yapmaya çalıĢan R. B. Serjeant, bu terimin Hz. Peygamberden çok evvel oturtulan bir modele göre, bir dinî çekirdek çevresindeki konfederasyon manasında kullanıldığını ileri sürmüĢtür. Bu iddiaya karĢılık, zaten Kur‟an yaygın bir Ģekilde bu terimi kullanmaktadır. Nitekim Kur‟an‟da ümmet kelimesi, 64 kez kullanılmıĢtır.

13‟ünde “ümem” olarak, çoğul haliyle kullanılmıĢtır. Bu kavram, Kur‟an‟da genel olarak beĢ ayrı anlamda kullanılmıĢtır; Önder ve rehber anlamında, belirli bir zaman dilimi anlamında, yol, yöntem, din anlamında, canlı topluluklar anlamında

22 kullanılırken, ayrıca insan topluluklarını ifade etmek için de tanımlanmıĢtır. Genel itibariyle ümmet kelimesi, Kur‟an‟da kullanım Ģekli itibariyle, inanç/din birliğini ifade etmektedir (Ahsen, 1992: 19-25; SavaĢ, 2011: 100; Öztürk, 2005: 11). Yani ümmet, insana dair tüm değerlerin ana kaynağı olarak Kur‟an‟ı görür. Ümmet halinde birlikte yaĢayabilmeyi, Kur‟an‟a olan ortak inancı mümkün kılar, kolektif yaĢam da yine buradan kaynaklanır. Din, insanları yalnızca duygusal tesir yoluyla cemaat biçiminde bir arada tutmaz. Ayrıca onları, kolektif amaçlara normatif ve alturistik olarak semboller ve değerler aracılığıyla da bağlar. Bu anlamda ümmet özetle; toplumsal yaĢamın anlamını, toplumsal norm ve iliĢki biçimlerini Kur‟an‟dan alan ve toplumsal sistemin merkezine onu koyan paradigmal bir yaklaĢımdır (Karabay, 2011: 235). Diğer bir ifadeyle ümmet, bütün etnik toplulukları, bütün etnik özellikleri Ġslam‟ın sosyal düzeni içerisinde bir araya getiren evrensel bir topluluktur.

Bu topluluk, her yerde aynı ilahi hukuka bağlıdır. Yani ümmet, Ġslâm‟ın sosyal düzeninin adıdır. Bu yolda hedefleri gerçekleĢtirme hareketine de ümmetçilik adı verilir (Müftüoğlu, 2015: 88-89; Farûkî, 2006: 118).

Öte taraftan ġeriati ise, çeĢitli dil ve kültürlerde bir insan topluluğunu ya da bir topluma ad olan nation, soy, halk, kavim, kabile, taife vb. gibi kavramlar karĢısında ümmet kelimesini, ileri bir ruhu, dinamik, yükümlü ve ideolojik bir toplumsal görüĢü anlatan ideal bir toplum olarak tanımlar (ġeriati, 2006: 63). ġeriati, kelimeye derinlikli bir anlam yükler. Yani, onun ümmet anlayıĢı hareket, hedef, bilinçli karar verme, rehberlik etme, ilerleme gibi bir dizi kavrama tekabül eder. Bu yönüyle ümmet kavramında, ortak bir hedefe ve kıbleye doğru yönelme anlamı mevcuttur (Öztürk, 2005: 12).

Ġslam‟ın sosyal düzenini gerçekleĢtirme hareketi olarak ümmetçilik, 19.

yüzyıl ortalarında Ġslamcılık olarak kavramsallaĢtırılan siyasi ve entellektüel bir harekete iĢaret ettiği söylenebilir. Öyle ki, bu yüzyılda Ġslam dünyasının Batı karĢısında askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda güç kaybetmesi ve batılı güçler tarafından sömürgeleĢtirilmesine karĢı Ġslam düĢünürleri, Ġslam dünyasının gücünü yeniden tesis etmek için eski arayıĢlar içine girmiĢlerdir (Karabay, 2011: 235).

Nitekim 19. yy sonlarından 20. yy‟a kadar, Ġslami düĢünce üzerinde etkin rol oynayan 19. yy‟da Cemaleddin Afgani, 20. yy‟da Hasan El-Benna, Seyyid Kutub,

23 Ali El-Nedavi, Seyyid Ebul Ala El- Mevdudi gibi yazarların düĢüncelerinde Ġslam tarihi, devletin daima dine tabi olduğunu göstermek için yeniden yorumlanmıĢtır.

Dolayısıyla, bir Müslüman için temel bağlılık noktası vatan (ülke) değil, ümmettir.

Yani ümmet (Allah‟a kulluklarında eĢit olan inananlar arasında), bir ayrılık kaynağı olarak görülen milli devletin kurumlarının üzerindedir (Castells, 2008: 23).

Nitekim Kutub, milli devlet ve yerel milliyetçilikle ümmet kimliği arasındaki mevzuyu Ģöyle ele alacaktır. Ona göre, dünyada iki kitle mevcuttur. Bunlar, Doğu ve Batı sömürgeciliğidir. Ancak buna karĢın, ondan uzaklaĢan üçüncü bir yol olan Ġslam milleti ortaya çıkmıĢtır. Bizleri Arap milliyetçiliğine çağıranlar, Doğu veya Batı kitleleri tarafından yutulmamızı kolaylaĢtırmak isteyen kimselerdir. Fakat biz millet olarak bu mevzuda baĢka bir düĢünceye sahibiz. Biz altında kitleleĢip toplanacağımız bir sancak oluĢturmak ve bu sancağın gölgesinde birleĢen milletler topluluğuna katılmak zorundayız. Mahalli milliyetçilik yahut dar Arap milliyetçiliği sınırları içinde birbirimizden ayrı olarak yaĢayamayız. Bu durum karĢısında kendimiz tek baĢımıza bir kitle (Ġslam birliği) olmak zorundayız (Kutub, 1991: 103-107). Bizi bir arada toplayacak bayrak ise, Ġslam bayrağıdır. Doğu veya Batı emperyalizmine, milli devlet ve demokrasisine karĢı mücadele, tek baĢına küçük Ġslam devletleri ile gerçekleĢtirilemez. Bizi yapmacık coğrafik sınırlar içerisinde eli kolu bağlı olarak bırakmak isteyen dar görüĢlü politika, aptalca bir politikadır (Kutub, 1991: 164-165).

Kutub‟un bu yönteminden yola çıkıldığında, düĢünce siyasal planda geleneksel kalır.

Siyaset mercii olarak devlete değer verilmez. Devlet ümmetten ayrıdır, bir araçtır.

Ümmet, devletin hem berisinde (sivil toplum) hem de ötesindedir (bütün Müslümanların kimliği). Bu bağlamda Müslüman, ümmet kimliğinin inĢası için, özellikle halifeliğin yeniden itibar kazanması için uğraĢıp durur (Roy, 2005: 53).

Yine Kutub‟a göre her peygambere önce, kavmi içinde bir grup iman ediyor ve kendisine bağlanıyordu. Allah‟a ibadet ederek, baĢka hiçbir varlığa boyun eğmiyordu. Böylece Ġslam saflarına katılıyordu. Bu durumda tek bir kavim Allah elçisinin daveti karĢısında ikiye bölünüyordu. Ġslam ümmetini seçenler (ümmet kimliği), putçu milletlerin tarafları olarak kalanlar (müĢrik olanlar) (Kutub, 1991:

255). Bu noktada Kutub, Ġslam‟ın sadece iki toplum tipini tanıdığını belirtir: “Ġslam toplumu” (ümmet kimliğini betimler), “Cahiliye toplumu” (Kutub, 1994: 131).

24 Burada bir ümmet kimliği inĢası, medeni bir temele dayanırken; cahiliye toplumu ise, geri kalmıĢ, ilkel bir toplum temelini ifade eder (Kutub, 1994: 135-136). ĠĢte insanların kendi iradelerine ve kiĢisel seçimlerine dayanarak bir araya gelen toplumlar gerçekte medeni olma niteliğine sahiptir. Nitekim Kutub‟a göre insanların bir araya gelmelerinde temel bağ olarak akidenin (inanç) baz alındığı tek toplum tipi Ġslam toplumudur. Buna karĢılık bireylerin kendi iradeleri dıĢında kalan sebeplerle zoraki bir biçimde bir araya gelen toplumlar ise geri kalmıĢ, ilkel cahiliye toplumudur (Kutub, 1994: 136). Yani sadece Ġslam toplumu, siyahinin, beyazın, Rum‟un, Arab‟ın, Ġranlının, HabeĢlinin kısacası yeryüzünde yaĢayan tüm insan ırklarının arasını birleĢtiren yegâne unsur olarak inanca dayalı bir milliyet anlayıĢını kabul eden, çeĢitli etnik öğeler taĢıyan tüm insanları tek bir ümmet kimliği halinde bir araya getirebilmektedir (Kutub, 1994: 135).

Bu noktada görülen o dur ki, Ġslami-Ümmet kimliği kültürel/dini/siyasi çerçevede çifte bir yapı söküm temelinde kurulur: Toplumsal aktörlerin ve toplumun kurumlarının yapı sökümü. Toplumsal aktörler gerek bireyler olarak gerek bir etnik grubun üyeleri, gerek ise bir ülkenin yurttaĢları olarak kimliklerini yıkmalıdır. Birey kendini tam anlamıyla ancak bir ümmet içinde gerçekleĢtirebilir. Diğer yandan milli devletin de kendi kimliğini reddetmesi gerekir. ġeriat demek olan el-devle Ġslamiyye (Ġslami devlet), milli devletten (el- devle kavmiye) önce gelir (Castells, 2008: 24-25).

Öyle ki Kutub‟a göre, tek bir Ġslam ülkesi vardır. O da Allah‟ın Ģeriatının yürürlükte olduğu, Ģer‟i cezaların uygulandığı, Müslümanların birbirlerini veli (dost) kabul edindiği Dârü‟l Ġslam‟dır. Geriye kalan ülkeler Müslüman olmayan ülke olan Dârü‟l Harp‟tir. Dârü‟l-Ġslam‟da Müslüman‟ı Ġslam ümmetinin bir üyesi yapan inanç (âkide) biçiminden baĢka bir uyruk, bir milliyetçilik anlayıĢı kesinlikle yoktur (Kutub, 1994:

170-172).

Sonuç olarak, ümmet kimliğine böylesi yaklaĢımların altında Ġslam‟ın temel kaynakları olan Kuran‟ı ve Asrı Saadet‟i referans alarak “modern” yorumlarla, Batı karĢısında kaybedilen üstünlüğü yeniden yakalamayı amaçlamaları yatar. Kısaca ifade etmek gerekirse “Ġslam Rönesansı” olarak da tanımlanan ümmet kimliği düĢüncesi Ġslam‟ı dünyevileĢtirme ve ideolojiler karĢısında farklı bir dünya tahayyülü meydana getirme arayıĢıdır (Karabay, 2011: 235). Diğer bir ifadeyle ümmet kimliği,

25 tarihe ve kutsal metinlere dayandırılarak, Ģeriat hukukuna uygun bir biçimde kurumların toplumsal ibadete ve bağlılığa dönüĢtürülerek kimliğin yeniden inĢasının gerçekleĢtirildiği Ģeklinde yorumlanabilir.

Ümmet kimliği düĢüncesinin çalıĢma kapsamı içerisindeki yerine bakıldığında, Batıya karĢı yeniden güç kazanma, Batının sömürgeciliği karĢısında kendini muhafaza edebilmenin bir neticesine dayandığı söylenebilir. Dolayısıyla ümmet kimliği, ötekine karĢı kendi varlığını koruyabilmek için inĢa edilmeye çalıĢılan Ġslami bir sosyal düzen Ģekilde tanımlanabilir.

In document Obs Gieten heeft deze Schoolgids samengesteld om u een beeld te geven van wat onze school voor uw kind kan betekenen. (pagina 29-35)